Blog

Sınav Kaygısı ile Başa Çıkma, Başarı için Öğrenci ve Ailelere Öneriler

Sınav Kaygısını Nasıl Aşalım?

Sınav Kaygısı konusundaki bu yazıyı, önemli sınavların hayatımıza girdiği bu aylarda sınav kaygısı yaşayan öğrenci ve velilere bir ergen ve yetişkin psikoloğu olarak öneriler sunmayı hedeflediğim için yazdım.  Sınav kaygısı, hem ergen çocuğumuzun gündelik yaşamını etkilediği hem de yetişkin yaşamında hayatını kazanmasına, yaşamını şekillendirmesine yardımcı olacak bir sınav ve öncesinde ortaya çıktığı için doğru yaklaşımla ele alınmayı gerektirmektedir.

 

Sınav kaygısı nedir?

Sınav kaygısı veya sınav stresi, bizler için önemli olan Üniversite Sınavı Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) veya LKS, eski Teog Sınavı gibi öğrenim hayatını etkileyici sınavlar öncesi ve sırasında yaşanan, öğrendiklerimizin hatırlanıp kullanılmasına engel olan ve muhtemel başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı ve strestir. Sınav kaygısı yaşanması ‘bindiği dalı kesmek’ deyimiyle güzelce ifade edilebilir. Soluk alıp vermemiz hızlanır, terlemeye başlarız, kalbimizin ‘güm güm’ çarpar, midemiz bulanmaya başlar ve bunlar hafif bir tedirginlik duygusuyla rahatsızlık yaşarız. Sınav kaygısı yaşayan genç arkadaşlarımızın bizimle ve aileleri ile paylaştıkları genelde şöyledir:

• Bu sınavda başaramazsam benim için herşey bitmiştir.
• Anne ve babama yaptıklarının karşılığını veremeyeceğim, onları üzmüş olacağım, mahçup edeceğim.
• İstediğim puanı alamazsam insanlara rezil olurum.
• Çalışacağım çok konu var yetiştirmem mümkün değil?
• Asla istediğim yeri kazanamayacağım.

Sınav Kaygısı ile Başa Çıkma, Aile ve Öğrencilere Öneriler

Bu olumsuz otomatik düşünceler günler, haftalar ve aylarca genç arkadaşımızın kafasında dönüp durduğu için konsantrasyon ve özgüvenine zarar verir. Bu düşünceleri durdurmak veya genç arkadaşımızın durdurmasına yardımcı olmak sınav kaygısının azaltılmasında önem taşımaktadır.

Sınav stresi, ergen terapisinin üzerinde çalıştığı konulardan biridir. Sınav kaygısı için illa bir ergen psikoloğu bulmam gerekir diye düşünmeyin lütfen! Öncelikle, aşağıda sınav kaygısı/sınav stresi yaşayan öğrenci ve velilere öneriler başlıklı bölümünde yazanları okuyup uygulayın! Büyük ihtimalle işinize yarayacaktır.

Ancak sınav kaygısını sorun haline getiren yoğun baskı ve stres altında halının altına süpürülen diğer sorunlarında ortaya çıkmasıdır. Bir ergen psikoloğu olarak gözlemlerim doğrultusunda birçok sıkıntının da aynı anda ergen ve genç arkadaşlarımıza psikolojik yük bindirdiğini ve sınav kaygısını arttırdığını söyleyebilirim. Ancak, ergen terapisi de sorunları bir sürü düğümü olan bir ip yumağı haline genç arkadaşlarımıza ve ailelerine yardımcı olabilir.

Sınav Kaygısı ile Başa Çıkma, Aile ve Öğrencilere Öneriler

Sınav Kaygısı Yaşayan Öğrencilere Öneriler

  • Sınav öncesinde aklımıza gelen olumsuz düşünceleri olumlu taraflarımızı, yaptığımız olumlu işleri ve başarılı olduğumuz konuları düşünerek azaltabilirsiniz,
  • Sınavı ölüm-kalım meselesi haline getirmemeli ve kendinizle ilgili gerçekdışı değersizlik üreten değerlendirmelerden kaçınıp, bu sınav gündeminizde olmasaydı alternatifiniz ne olurdu onları düşünebilirsiniz,
  • Zayıf yönlerinizi belirleyip, bunları geliştirmek için güvendiğiniz öğretmen, anne-baba, diğer aile büyükleriniz veya tanıdıklarınızdan yardım isteyiniz.
  • Dinlenme ve eğlenmeye yeterince vakit ayırmalı; tek tip beslenme ve fastfood yerine besleyici gıdalar tüketmeli; öfke ve negatif enerjiyi atabileceğiniz hareketler, yürüyüş, koşu ve diğer sporları yapmalısınız.
  • Aileniz ve arkadaşlarınızla sınav dışındaki konuları konuşun; sınav ile ilgili fazlaca konuşmak kaygıyı arttırabilir.
  • Kaygınız arttığında, doğru nefes teknikleri ile gevşemeye ve stresi azaltmaya çalışın.
  • Bilgisayar oyunları, sosyal medya veya diğer bağımlılık yaratacak, sizi zaman yönetmenizi zorlayacak bağımlılık yaratacak uğraşlarla kendinizi avutup, “kaçış” yapmamaya çalışın. Eğlenin ama “kaçma noktası” yapmayın!

Sınav Kaygısı Yaşayan Velilere Öneriler

  • Anne babaların ergen çocukları ile ilişkilerinde kaygı düzeylerini yönetmeleri gerekir. Kaygılarını çocuklarına fark etmeden iletip stresin artmasına istemeden katkıda bulanabilirler. Kaygı bulaşabilir. Anne baba, kendi olumsuz duygu ve düşünceleri aktarmak yerine onlara destek olarak çocuklarına yararlı olabilirler.
  • Sınav stresi yaşandığı dönemlerde, ergen çocuğunuzun beslenmesini takip edebilirsiniz; vitamin, mineral alımına dikkat etmeli sırf seviyor diye abur cubur, pizza ve kebap önüne koymayın! Besin ruh sağlığına etki eder bunu unutmayın!
  • Çocuğun kendi ilgi alanı ve yapabileceklerine odaklanıp tercihlerini kendisinin oluşturması ve bulmasında onun yanında olun, sadece kendi beğeni ve ilgi alanlarınıza yönelmeleri konusunda onlara baskı yapmayın. Dershane ve okul rehberliği gibi uzman desteğinin gerekli olduğunu gözlemlerseniz, gerekli desteği alabilmeleri konusunda onlara destek olup, eşlik edin.
  • Gergin olduklarını ve çalışmakta zorlandıklarını gözlemlediğinizde eğlence ve dinlenmeye de yeteri kadar zaman ayırmaları konusunda onları yüreklendirin!
  • Tüm yukarıdaki konularda uzun uğraşlar sonunda değişme olmuyorsa, ergen psikoloğu ve ergen terapisi alanında çalışan bir uzmana danışmanız gerekir.

 

Yeteri miktarda kaygı düzeyi dileklerimle…

Psk. Deniz Doğruöz

Haziran 2018

Ataşehir Psikolog

 

Kadınların ve Erkeklerin Aldatma Psikolojisi

Kadınların ve erkeklerin aldatma psikolojisi, başa gelen, yakınlarımızın yaşadığı veya sinema, dizi ve sanat eserlerinden zihinlerimizi hayatımızın en az bir döneminde meşgul etmiştir. Bu yazıda, kadınların ve erkeklerin aldatma psikolojisi üzerine sizlerin farklı boyutlarıyla bu konuyu gerçekçi düzlemde algılama ve kararlar almanızı kolaylaştırmak istedim. Bu yazıyı okuduktan sonra, ilişkilerinizle ilgili kesin yargıya varmadan çok güvendiğiniz bir yakınınızın da bu yazıyı okuyup birlikte objektif gözle değerlendirme yapmanızı, paylaşacağınız güvendiğiniz bir yakınınız yoksa mutlaka ilişki ile ilgili bir karar öncesi ilişki terapisi üzerine psikolojik destek almanızı şimdiden öneririm. Hazırsanız kafanızı meşgul eden kadınların ve erkeklerin aldatma psikolojisi konusuna sizinle birlikte bir bakalım.

Aldatma Psikolojisi

Aldatma psikolojisini ele alırken konuyu doğru algılamak için aldatma nedir tanımlamak doğru olur. Aldatmak, eşlerden/çiftlerden birinin, ilişkide ifade edilmiş veya konuşulmamış beklentileri ihlal ederek başkası/başkalarıyla fiziksel boşalım yaşanan cinsel yaşama kendini kaptırmasıdır. Buna fiziksel aldatma diyebiliriz. Ancak, cinsel boşalım olmadan da eşlerden birisi güven duygusunu ihlal ederek evlilik dışı bir ilişkide, fiziksel aldatma olmadan o diğer kişiyle fazla samimi bir şekilde zaman geçirme, duygu ve düşünce paylaşımı içeren davranışlarda bulunuyorsa bu da aldatmadır. Buna da, duygu -düşünce düzeyinde aldatma diyelim.

Kadınlar ve erkekler neden aldatır?

Eşini Aldatma Psikolojisi

Fiziksel veya duygu-düşünce düzeylerinde kadınların ve erkeklerin aldatma psikolojisine bakıldığında altında aynı dinamik bulunmaktadır.  İkisi de aldatmadır. Aldatmak, çiftlerin ilişki içinde olması gereken bazı konuları çözmemiş, çözememiş olmalarından kaynaklı bir sonuçtur.  Çift terapisi çalışmalarında ilişki açısından ilişki terapisti olarak “Neler olduğunda kadın ve erkeklerin aldatma psikolojisi oluşmuyor?” sorusuna aşağıdaki cevapları veriyorum:

  • Birlikte yaşama, yanyana durabilme becerisi olduğunda,
  • Hayat sorumluluklarını beraber taşınabildiğinde,
  • Birbirine fiziksel ve ruhsal zevk verilebildiğinde,
  • Değerli hissettirme karşılıklı yapılabildiğinde,
  • İlişkide çiftler “yeterince” ortak iletişim dili oluşturduğunda,
  • Asgari düzeyde ortak değerler oluşturabilme ve bu değerleri ihtiyaç halinde güncelleyebildiklerinde,
  • Birbirine “yeterince” güvende hissettirebildiklerinde çiftlerin ilişkilerinde aldatma psikolojisi genellikle oluşmuyor.

Kadınların ve Erkeklerin Aldatma Psikolojisi ve Aldatmanın Nedenleri

“Neden kadınlar aldatır?” , “Aldatan erkekler niye aldatır?”, “Eşim beni aldatıyor mu?  ve “Aldatan kadın ve aldatan erkek nasıl davranır? ” gibi sorular çok yakın arkadaşlarımıza, Güzin Abla,”Google” Amca ya da fikirlerine değer verdiğimiz bir yakınımıza, psikolog ve aile danışmanı olan ilişki terapistlerine en çok sorulan sorulardandır. Aile, ilişki terapisi veya çift terapisi alanında yapılan çalışmalarda da bu sorulara sorunu psikolojik açıdan aşmak için cevap aranmaktadır. Kadınların ve erkeklerin aldatma psikolojisi konusu içine girdiğinizde aldatmanın genel sebepleri konusunda “taşı ” kaldırdığınız anda aşağıdaki “solucanlar” ortaya çıkmaktadır:

  • Evlilik ve ilişkide birbirine güven verilememesi veya güvenmemek ve bunun sonrasında çeşitli yollarla hafiyelik çalışmalarının gardiyanlığa dönüşmesi (neredeydin, telefonun niye meşguldü, akşam gelen mesaj kimdendi vb soruların artması) ve bunun sonucunda yeni bir ilişkide değerli ve bağımsızlık hissetme ihtiyacı,
  • Çiftler, ilişkisinde değerli oldukları duygusunu hissedememesi,
  • İlişki sorunları nedeniyle kavga ve stres sonrası gerginliği atabilmek için diğer birinin arayışı,
  • İlişkide bir tarafın arzu ve ihtiyaçlarının ifade edilememesi ve ifade edildiğinde karşılanmaması,
  • Bağlanma sorunları olması ; örneğin çabuk sıkılmak, bir kişiye sağlıklı bağlılık geliştiremeyen psikolojik özellikler taşımak gibi…
  • Sosyal ilişkilerinde sınır çizememek veya hayır denilenememesi,
  • İlişkiyi bitirmek için bir tarafın ilişkiyi bozarak kötü giden bir ilişkiden ayrılabilmek için bir çıkış araması yani ilişkiyi bitirebilme ve ayrılma becerisi sergileyememek,
  • Sekse aşırı düşkünlük, bir partnerle yetinememek, gizli saklı işlerden heyecan duymak gibi özellikler taşınması,
  • “Erkek adam yapar.”, “Erkekler aldatır.” gibi görüşlerin ve ailede aldatan örneklerin varolması,
  • Uzun süren depresyon, kaygı ve acıdan kurtulmak için fiziksel ve duygusal ilişki arayışı,
  • Eşlerden birinin kadın-erkek rolü ile ebeveynlik rolü arasında denge sağlayamaması,

gibi sebepler aldatmanın zemininde bulunur.

Aldatan Erkek Psikolojisi

Aldatan erkek ve kadın için, genel olarak ağacın kendisi değil de gölgeye odaklanmak gereklidir. Bazen dışarıdan çok ideal ve normal bir ilişkide çiftlerin bazılarının, ruhsal bağlanma ile derinlikli sevgi bağı kurmamış ve halihazırda kopmuş durumda oldukları görülmektedir. Hem kadın hem de erkek için, aynı yatakta yatamamak, gözlerine baktığında gözünün içinin gülmemesi (yas durumları ve hastalık haricinde), iki çift laf etmekten keyif alamamak, sizinle yaptığı bir faaliyette orada olamamak, ilişkide kavga ve çatışmadan kaçınmak gibi ilişki kalitesinde ve canlılığında sorunların varlığı aldatma konusunu düşündürmelidir. Eylem olmasa bile ilişkinizde çiftlerden birinin aldatma ihtimali artar.

Aldatan Erkek Nasıl Anlaşılır?

“Aldatan erkek nasıl anlaşılır?” sorusunun cevabı temel olarak yukarıdaki iki başlıkta ele alınan iki konu olan “Kadınların ve Erkeklerin Aldatma Psikolojisi ve Aldatmanın Nedenleri” ve “Aldatan Erkek Psikolojisi” başlıkları altında ele alınan boyutlarda görünen mutlu çift fotoğrafına değil de fotoğrafın gölgesine odaklanarak tespit edilebilir. Aslında, aldatma değil de ilişkinizin enerji düzeyinin düşüklüğü veya uygun kişinin zaten hiç hayatınızda olmamış olduğunu gösterir. Aldatmadan daha çok ilişkinizin karşılıklılığı ve aldatmaya zemin hazırladığı bulunabilir.

Aldatan Erkek Karısına Nasıl Davranır?

Bazı insanlar gizleme ve belli etmemek üzerine oldukça beceriklilerdir.  Kurnazlıkla gizlemeyi oldukça iyi başarırlar. Ancak ilişki zaten derinlikli ve karşılıklı ise bir kişinin bu düzeydeki problemi ilişkide fark edilip müdahale edilebilir. Çiftlerden biri buna zamanında müdahale etmemiş ise ruhsal görme kusurundan bahsedilebilir. Önleyici tedbirler almış olmak yerine yüzeysel konularla ilişki uzun süre geçiştirilmiştir. Tatsız veya sağlıksız bir yemek yiyip öğün geçiştirmek gibi öğün atlanmamıştır ama yemek lezzet içermez. Ben size hafiyelik yerine ilişkinin kalitesi, enerjisi ve çekim kuvvetine odaklanın diye tavsiye ediyorum.  Aldatılmış ve mağdur rolü yerine etkin olun diyorum.  Suçlu aramak ve enerjinizi lüzümsuz harcamak yerine ilişkinizi konuşup canlandırabilmek için yol ve yöntem arayın! Evlilik terapisi, aile terapisi, aile danışmanlığı, çift terapisi ve ilişki terapisi olarak da geçen ilişki desteğinin bireysel ve çift olarak alınması mümkündür.

Aldatma ve aldatılma engellenebilir mi?

Aldatma Psikolojisi ve Tedavisi

Aldatma sonrasında, genellikle çiftlerden biri ya da her ikisi de bu konuda hem bireysel hem de çift olarak psikolojik destek alabilmek için başvuruda bulunurlar. Çiftler, hayatlarında birbirlerini taşıyıp bu sorunu çözmek için ilişki terapisi ( çift terapisi, aile danışmanlığı, aile terapisi  ve evlilik terapisi olarak da geçer) hizmetine başvurduklarında ilişki psikoterapisinde aşağıdaki uzun vadeli hedeflerle aldatma konusunu çözmek için çalışmalar yapılmaktadır:

  • Çift, üçüncü kişilerle sosyal hayatın işleyişine uygun şekilde duygusal, sosyal ve cinsel sınırlar üzerinde uzlaşır; uygun olan ve uygun olmayan davranışlar belirlenmesi,
  • Aldatılıp yara alan eş, affetme niyetine girme ve tekrar güvene dayalı bir ilişki kurma isteğini açıkça gösterebilmesi,
  • Çiftler, birbirinin duygusal, sosyal ve fiziksel ihtiyaçlarını algılayabilir ve “yeterince” karşılayabilmesi,
  • Temiz sayfa açıp yeni bir ilişkiye başlamış gibi özenle sorumluluk alıp, doyurucu paylaşımlarda bulunabilmesi,
  • Ortak değerleri belirleyerek ilişkinin iki taraflı anlaşma ile yeniden şekillenmesi,
  • Önce bağlılığın oluşturulması için çaba harcanır ancak güven oluşamıyorsa çift terapisinde ayrılma ve ilişkiyi sonlandırma çalışması yapılır. Çift ve evlilik terapisi hakkında detaylı bilgi almak için tıklayın!

Aldatıldım Ne Yapabilirim?

Suçlu aramak ve enerjinizi lüzümsuz harcamak yerine ilişkinizi konuşup canlandırabilmek için yol ve yöntem arayın! Evlilik terapisi, aile terapisi, aile danışmanlığı, çift terapisi ve ilişki terapisi olarak da geçen ilişki desteğinin bireysel ve çift olarak alınması mümkündür.  Aldatma ve aldatılma konusu herbirimiz için psikolojik olarak hassas bir konudur.  Bu konuda, kendinize ve ilişkinize zarar vermeden kafanızı toparlamanız için bu yazıyla fikir vermek istedim. Bir psikolog olarak 18 yıldır hizmet verdiğim alandaki gözlem ve deneyimlerimin bir kısmını buradan aktardım. Bu yazıyı okuyan okuyucularıma bu konudaki sorunlarını çözmüş ve hakettikleri doyurucu ve “yeterince” güvende oldukları bir ilişki diliyorum.

Deniz Doğruöz

İstanbul, Ataşehir  Çift Terapisti

4.1.2018

Okula Gitmek Istemeyen Ergen ve Çocuklar

Okula gitmek istemeyen ergen ve çocuklar, hayatınızın gerginlik yaratan yeni konusu olmaya başladıysa bu yazı size kafanızı derleyip toparlayacak şekilde etki edebilir. Anlaşılması zor mesleki terimler yerine gündelik hayatın dilini kullanarak bu konudaki sağlıklı yaklaşımı sizinle paylaşacağım.

Okula Gitmek Istemeyen Ergen Çocuğuma Nasıl Yaklaşmalıyım?

Çocuğunuz Okula Gitmek Istemiyor mu?

Okula gitmek, çocuğunuzun neredeyse en önemli ve tek sorumluluğudur. Ebeveyn olarak hayatın yükünü üzerinize alıp bir taraftan da çocuğunuzun bu isteksizliği sizde öfke, üzüntü ve çaresizlik duyguları yaratabilir. Hayatın aceleciliği de üzerinize geldiğinde panikleyerek çocuğunuza baskıcı davranabilirsiniz. Duygusal baskı ile bağırma, emir verme de pek işe yaramaz. Bunun sonucunda, ebeveyn ve çocuk arasında iletişim sorunu da bu sorunun üzerine eklenir.  Sorunu bir kriz olarak ele alıp, yangına körükle gitmeden soğukkanlılıkla en uygun zamanda bu sorunun çözüme ulaşacağı konusunda kendinize telkinde bulunun.

Ergen ve Çocuklar, Neden Okula Gitmek Istemez?

“Anne, okula gitmek istemiyorum!”

Okula gitmek istemeyen ergen ve çocuklarda, duygularla ilgili meseleler ön plandadır.  Öfkeyle bağrışmadan önce tek yapılması gereken bu konuyu uygun zamanda çözme ve konuşma konusunda çocuğunuzla anlaşma yapmaktır.  Altında yatan sebebi sakince keşfetmek ve güvenerek sizinle paylaşımda bulunabilmesi için bu gereklidir.

Çocuğum Okulu Sevmiyor!

Önyargılarla kestirmeden sonuca ulaşmak zihnimizin temel hatalarındandır. Bu konuda da, “Çocuğum okulu sevmiyor!” diye kestirmeden genelleme yap-ma-makta fayda var.

Okula gitmek istemeyen ergen çocuğuma nasıl yaklaşabilirim?

Okula gitmek istemeyen ergen ve çocuklara nasıl yaklaşım sergileyebilirsiniz?

Yukarıda temel yaklaşımı sizlere biraz ifade etmeye çalıştım. Özet olarak, “sorgu komiseri” gibi olmadan, sakin ve dikkatli bir “detektif” gibi hareket etmek faydalı olacaktır. Çocuğunuzun okula gitmemek istememesi birdenbire geliştiyse, altında mutlaka duygusal temelli bir konu vardır. Ergen çocuklarınızda özellikle duygusal sorunlar, iletişim engelleri kullanmadan “can kulağı ile” çocuğunuzu dinlediğinizde aşılabilir.

Psikolojik destek ve psikoterapi çalışmalarımda özellikle iyi bir dinleme yapıldığında ergen gençlerin okula gitmek istememesinin altında şu başlıklar göze çarpmaktadır:

  • Öğretmen ile yaşanan kişiselleştirilmiş haklılık ve güç mücadelesi,
  • Okul/sınıf arkadaşları ile yaşanan sorunlar ve dışlanma,
  • Aşk ilişkilerinde başarısızlık/kıskançlık/pişmanlık/yetersizlik duyguları,
  • Fiziksel görünümünden rahatsızlık,
  • Okul temposunun yoğunluğu ve dinlenme/eğlenmeye yeterince fırsat verilmemesi.
  • Aileiçi sorunlar, birikmiş öfke ve çözülmemiş çatışmalar,
  • Ebeveyn tutumlarının olumsuz etkisi (baskıcı, tavizkar, ilgisiz ve aşırı korumacı tutumlar),
  • Yaş ve gelişimsel özelliklere ait konular,
  • Engel ve genetik farklılıklar,
  • Okul ortamının psikolojik destek boyutu ve rehberlik çalışmalarının yetersizliği.
Ergen Çocuğumun Okulu Sevmesi için Nasıl Davranmalıyım?

Okula Gitmek Istemeyen Ergen ve Çocuklara Nasıl Davranılmalı?

  • Ergen çocuğunuzun okula gitmesini sağlamak için yukarıda belirtilen konularda sizinle konuşabilmesi en önemli aşamadır. Onu eleştirmeden, kızmadan dinleyeceğinize dair garanti verip bunu yapın!
  • Sorun aileiçi bir problem ise bu problemi ele alıp çözüm üretebilmesi için çocuğunuz desteklenmelidir.
  • Okul kaynaklı bir problem ise öğretmen, yönetici ve rehberlik ile konuyu paylaşıp çözüm aramak ve okul içi destek mekanizmalarını çalıştırmak gerekir.
  • Arkadaşlar ve sosyal ilişkiler ile ilgili bir konu ise, sadece dinlemek ve çözüm yollarını araştırması için onu desteklemek etkili olur.
  • Okulun rehberlik birimini, çok sevdiği bir öğretmeni ve spor koçu (varsa) desteğine başvurulmalıdır.
  • Sorun ortadan kalktığında ise problemin tamamen çözülüp çözülmediği takip edilmelidir.
  • Çocuğunuzun gelecek hayalleri yoksa, kendine ait hayal kurması teşvik edilmeldir.
  • Aileiçi kural ve tutumlar gözden geçirilmelidir.
  • Çocuğunuzun duygularını ve düşüncelerini önemseyerek ve yaşadığı problemi çözebilmesini destekleyerek özgüvenini arttırmak.
  • Sorumluluklar üzerinde hemfikir olunması ve gerektiğinde esnetilebilen tutarlı ama katı olmayan kuralların aile içinde oluşturulması önem taşır.
  • Sizinle paylaşamadığı durumlar için, psikolojik destek alması sağlanabilir.

Okula Gitmek Istemeyen Ergen Çocuğunuz için Destek

Yukarıda belirten durumlarda yaptıklarınız muhtemelen işe yarayacak ve okul devamsızlığı konusu çözümlenecektir. Yine de, bu sorunun çözülemediği durumlarda, uzmanlığına ve deneyimine güvendiğiniz bir psikolog ve psikolojik danışmandan aile olarak veya bireysel destek almak da zihin açıcı bir yöntem olabilir.

Iyi günler,

Deniz Doğruöz

Psikolog ve Psikoterapist

Ataşehir, İstanbul, 2017

 

 

 

Ayrılık ve Boşanma Sürecinde Çiftlerin Psikolojisi

Ayrılık ve boşanma sürecinde çiftlerin psikolojisi, çift ve evlilik terapisinin ana konularından biridir. Evliliğin öncesine flört dönemine dönüp baktığımızda geçmişte ‘gelecek hayalimizin’ en özel kişisi şu anda artık hayatımızdan çıkartmak, geleceğimizi ondan kurtarmak istediğimiz kişiye dönüşüyor.  Sevgi üretmesi beklenen ilişki artık bitmesi beklenen uzun yolculuğa dönüşmüş durumda. ‘Artık yol bitsin bir an önce varalım son noktaya!’ duygusu aklımızda hep.

Ayrılık ve Boşanma Sürecinde Çiftlerin Psikolojisi

Ayrılık ve boşanma psikolojisi gündemimizde olduğunda,

  • Çocukların velayeti, mal paylaşımı, hediyelerin iadesi, terk etme şekli düşünülmeye başlanır,
  • İlişki ve evliliği bitirme düşüncesi sabah uyandığımız andan itibaren akla gelir,
  • Evden uzakta zaman harcama artar ve belki uzakta olacağımız fırsatlar aramaya başlarız,
  • Çocuklarla ilişkilerde sevgi ve öfke konusunda kafa karışıklıkları başlar,
  • Ayrılık, boşanma kararı alınmış olsa bile acı, öfke ve korkunun aynı anda yaşanması,
  • Evlilik ve ilişkinin bitişi konusunda ruhsal çatışma yaşanması ve bunun iş ve diğer hayat alanlarına olumsuz yansıması,
  • Hayat enerjisinin azalması, isteksizlik yaşamak ve kendini sosyal yaşamdan soyutlayabiliriz.

Tabii ki, bunlar yaşanırken ilişkide eş ve çift diğerini sadece öfke üreten olumsuz anılarla hatırlama eğitiminde olur.

Ayrılma ve Boşanma Psikolojisi Yönetimi için Neler yapılabilir?

Ayrılık ve Boşanma Sürecinde Çiftlerin Psikolojisi

Çift terapisinde psikolog olarak en çok çalıştığım konu başlığı, ayrılık ve boşanmanın yeniden gözden geçirilip psikolojik açıdan sağlıklı karar alınmasının sağlanmasıdır.

Ayrılık ve boşanma konusunda çiftlerin ağır sözleri, son sözleri söylemeden sağlıklı düşünmesi çok daha iyi olur. Bunu nasıl yapabiliriz?

Boşanma sürecinde kadın ve erkek psikolojisinin sağlıklı yönetilmesi için ilişki ve çift terapisi size yardımcı olabilir! Otobandan önce son çıkış…  Ancak, terapiye gelmeden de çiftlerin alabileceği bazı önlemler de vardır. Çift terapisi ile ilgili bilgi vermeden buna bir değinelim!

  • İlişkinizin ilk günlerinde yaşanan duyguları hatırlayın!
  • Olumlu anılarınızı gözünüzde canlandırın ve bu anıları eşiniz veya sevgilinize hatırlatın!
  • Çocuğunuz varsa kavgaları onların önünde yapmamaya özen gösterin! Uygun tartışma ve iletişim alanları yaratıp birbirinizi dinleyin!
  • Gündelik yaşantılarınızdaki ihtiyaçları ilişki bozukken cezalandırma konusuna dönüştürmeyin! Boşanma psikolojisinde erkek zaman zaman günlük ihtiyaçları keserek bunu kullanarak bindiği dalı keser.
  • İlişki illa bitecekse, ilişkinin güzel başladığı gibi güzel bitmesi için de özen gösterin! Eş ve sevgiliyi şeytanlaştırmayın! İlişki bitmeye yaklaştığında yani boşanma psikolojisinde kadın ve erkek zaman çoğu zaman bu hataya düşer.
  • Küsme ‘yok saymadır’ intikam duygusu oluşturur bundan uzak durun!

Yukarıdakileri yaptığınızda olumsuz davranış ve tutumlar durduğunda kriz biraz yatışmış olur. Büyük bir ihtimal, ilişkide çift ayrılık ve boşanma durumundan normal duruma geçerler.  Ancak, yukarıdaki liste de ayrılık ve boşanma konusunu gündemden uzak tutmayı başaramamışsa mutlaka ilişki ve çift terapisi başvurmanız gereken bir yöntemdir.

Çift Terapisi,  Ayrılık ve Boşanma Psikolojisi Yönetimi Konusunda işe Yarar mı?

Ayrılık ve Boşanma Sürecinde Çift Terapisi

Çift terapisinde ayrılık ve boşanma konusunda aşağıdaki konularda başarılı çalışma yapılabilir.

  • Çocukların geleceğine odaklanarak işbirliği oluşturulması,
  • Çift ilişikilerinin artı ve eksilerinin “hakem” eşliğinde gözden geçirilmesi,
  • Öfkeli ilişki davranışlarının azaltılması için öfke yönetimi, eleştiri ve takdir konusunda çalışma yapılması,
  • Çatışma yönetiminde, kazan-kazan veya kaybedenin olmadığı ilişki biçiminin oluşturulması,
  • Sağlıklı ebeveynlik için doğru davranış ve tutumların kuvvetlendirilmesi, işlenmesi,
  • Ayrılabilmek için iki taraf için adil ve “aklı-selim” (uçuk kaçık olmayan!) yol bulunabilmesi konularında çalışma gerçekleştirilir.

Ilişki terapisinde çiftlerle ayrı ayrı veya bireysel çalışma gerçekleştirilebilmektedir.

Ayrılık ve boşanma, hayatımızda geri döndürülmesi zor izler bırakacağı için doğru karar verebilmek için mutlaka ufak bir “mola”yı gerektirir.

Iyi yolculuklar…

Psikolog Deniz Doğruöz

Çift Terapisti

Istanbul Ataşehir 17 Ağustos 2017

Işyerinde mobbing ve stresle başa çıkma yöntemleri

Günümüzde yaptığınız iş için gereken bilgi, donanım ve becerilerinize ek olarak artık işyerinde mobbing ve stresle başa çıkma yöntemlerini de kullanabilmek önem kazanmıştır.  19.yüzyılda psikoterapi çalışmalarında çığır açan S.Freud, ruhsal sağlık için çalışabilmek ve sevebilmenin iki anahtar olduğunu söyler.  Bu anahtarları, mutluğun anahtarları olarak sağlam ve hayatımızda işler halde tutabilmek önemlidir. Işyerinde stres, bu iki boyuta zarar veren yönetmemiz gereken bir durumdur. Işyerinde stres ve stres yaratan mobbing (bezdiri) ile doğru strateji ve tekniklerle başa çıkmak gerekmektedir.

Işyerinde mobbing ve stresle başa çıkma yöntemleri

Işyerinde Stres Yaratan Faktörler

  • İş tanımı ve rollerdeki belirsizlik işyerinde stres oluşturabilir,
  • Rol çatışması ve çakışması, çalışanın üstlendiği iki veya daha fazla rolün aynı zamanda ortaya çıkması, bireyde iç çatışma yaşatabilir.
  • İlişkilerde kişilerarası çatışma, işyerinde çalışanlar arasındaki olumsuz ilişkiler, kişiliklerin uyumsuzluğu, ast-üst ve eşit konumdaki iş arkadaşlarımızla çatışma ya da tartışma, en basit işlerde bile stres yaratır.
  • Aşırı sorumluluk alma, başkalarının sorumluluğunu üstlenmek, kişilerde gerginlik yaratıp, yoğun stres altında hissetmeye ve ilişki ve işlevlerin bozulmasına yol açabilir.
  • İşini kaybetme korkusu, bireyin benlik saygısının azalmasına yol açabilmektedir. Aile ilişkilerine dahi etki edebilecek kadar gerginlik oluşturur.
  • İşyerinde karar verme sürecinde çalışanın etkisinin olmaması, kendisini ilgilendiren konularda fikrinin alınmaması ve değer verilmemesi işyerinde stresin oluşumunu etkiler.
  • Baskıcı yönetim biçimi, işyerinde stres yaratır. İşyerinde gücün belirli kişilerde olduğu durumlarda ödül ve ceza ile korku ve kaygı yüksek düzeyde tutulur. İnce bir ipe bağlı ilişkiler, işyerinde stres oluşturduğu için hiyerarşide gözde konumda kalmak için psikolojik oyunların oynandığı asıl işlevleri yürütmekten ziyade göz boyama çabalarının yoğun olduğu ilişki iklimi oluşur.
  • Çalışma ortamındaki fiziki koşullar, masa, oda veya iş alanı, çalışanlar için belli rahatlık ve güven sağlayıcı unsurlardır. Havalandırma, iklimlendirme, aydınlanma, gürültü gibi unsurların çalışanların sağlığını olumsuz etkilemektedir.
  • Aşırı iş yükü veya bireyin yeteneklerinin çok altında iş alması da stres kaynağıdır.
  • Zaman yetersizliği de stres sebebidir. Plansız toplantılar, telefonlar, başka birim ve yöneticilere göre acil öncelikler ve iş talepleri, gereksiz bürokrasi ve kağıt onay işlemleri zamanın yetmemesi sebebiyle strese yol açar.
Işyerinde mobbing ve stresle başa çıkma yöntemleri

Işyerinde Mobbing ve Stres ile Başa Çıkma Yolları

Günümüz iş yaşamında, ekonomik zorluklar kurumları küçülmeye ve bazı pozisyonların da ortadan kaldırılması için firma yöneticilerini baskı altına almaktadır. Bazen kişisel zaaflardan, kişilik gücünün yetersizliği, bazen de ilişki yönetiminde beceriksizlik nedeniyle mobbing / bezdiri yöntemine başvurmaktadırlar.  Böylece, işyerinde mobbing’e maruz kaldığınızda psikolojik açıdan zorluk yaşarsınız ve hayatınızın pek çok alanı olumsuz etkilenir.

İşyerinde yaşanan stres ve mobbing kaynaklı stres arasında bir temel fark vardır: stres, iş ve organizasyon konusundaki plansızlık, yönetişim sistemindeki öğrenme deneyimlerinin iç işleyişe yansıtılamamasından kaynaklanır. Ancak, işyerinde mobbing kurum içerisinde “kurnaz”ve “zübük işlevli” yöneticiler aracılığıyla yapılan psikolojik bir oyundur. Kurumlar, kendini becerikli gösteren deneyimli yöneticilerin aslında hedeflerine ulaşmak için kullandıkları “mobbing” (bezdiri) yöntemine izin verdiğinde kendi kültürlerine zarar verirler. “Bindiği dalı kesmek” tabiri buna en uygun ifadedir.

İlginç bir şekilde, işyerinde mobbing olgusunun kuruma etkisi konusunda, sayısal ölçümler pek yapılmamaktadır. İnsan kaynakları ve diğer üst düzey yöneticiler günü idare edebilmek için üç maymunu oynayabilirler. Firmanın, yani ağacın içten çürüdüğünün pek farkında olamamaktadırlar. “Mobbing” dava konusu yapıldığında, işe giriş-çıkış hızı arttığında,  deneyimli yöneticiler ve personel rakip firmalara bilgi birikimi (know-how) ile gittiğinde sayısal olarak ölçümlenebilecek şekilde rakamlaştırılabilir. Bununla birlikte, insani özelliklerini kaybetmemiş bir yönetici “mobbing” gibi psikolojik oyun hamlesine girmeden, iletişim becerilerini kullanabilir. Özellikle, “mobbing” kurumun olumlu atmosferini bozduğu gibi uygulayanın da, uygulananın da psikolojik sağlığına zarar verir.  İşin ilginç yanı, işyerinde mobbing uygulayanın da birgün başına aynı şey gelir.

Işyerinde mobbing ile karşılaştığımızda, neler yapabiliriz?

Çok heyecanla başladığımız işyerinde mobbing ile karşılaştığımızda, neler yapabiliriz?

  • İlk olarak, “mobbing”e maruz kaldığınızı farketmek ve tanımlamak önemli. Yönetici veya iş arkadaşlarınızın size karşı haksız olan davranışlarına kendinizi suçlayarak ve eziyet ederek katkıda bulunmayın, size haketmediğiniz şekilde davranıldığını kabul edin,
  • İş kanunu ve çalıştığınız işyerinin personel yönetmeliğini iyice inceleyin,
  • Kafa karışıklığı yaşadığınızda iş hukuku davalarına bakan bir avukata danışın,
  • Haklarınızı öğrenip, sorumluluklarınızı yerine getirdiğinizi tarafsız bir kişi gibi bakarak değerlendiriyorsanız, işyerinde bu problemin üzerine gidin,
  • Öncelikle, yöneticinizden bir konuşma talep edin ve sadece ikinizin olduğu bu toplantıda/ konuşmada, rahatsızlıklarınızı duygusal açıdan kendinizi kontrol ederek ifade edin, kızdığınız bir şey duyduğunuzda kontrolü kaybederek iş kanununa uymayan bir davranış sergilemeyin,
  • Yöneticinizle olan konuşmaya not alarak gidin ve madde madde rahatsız olduğunuz ve değişmesini beklediğiniz konuları ona aktarın,
  • Yönetici, kayıtsız kalıyor ve bu durum size daha farklı mobbing yöntemleri ile sorun yaşatmaya devam ediyorsa, hiyerarşik silsile ile bir üst yöneticiye ulaşın,
  • Problem orada da dikkate alınmamışsa ve çalıştığınız kurum, kurumsallık iddiasında ise iç hizmetin kalitesini arttırma hedefi olan birimler olan İK, Kalite vb. departmanlara sorunu iletin,
  • Halen çözülmüyorsa, işlevinizi ve profesyonelliği bir tarafa bırakmadan kendi hakkınızı korumak için stratejik boyutu atlamadan savaşçıya dönüşmeniz gerekecek,
  • Bir insanın büyümesi yetişmesi kolay değil, başkalarının dişleri arasında ezilmeyin! Kimseye saygısızlık etmeyin ama kimseye kendinizi de ezdirmeyin! En büyük düşmanınız, “Aman boşver, iş bulamazsın, piyasa kötü, otur oturduğun yerde!” diyen yakın dostlarınız olacaktır.  Sonra siz hakkınızı aramamış olduğunuz için depresyona girdiğinizde onlara bir türlü ulaşamayacaksınız çünkü sizden yavaş yavaş kaçacaklar. Depresyon bulaşıcıdır, arkadaşlarınız korunmak isteyeceklerdir.  Size uzaktan,”İyi insan ama yapamadı.” diyerek uzaktan üzüleceklerdir.
  • Bu iş olmadığında, neler yapabilirsiniz onu hayal edebilir, yeni iş alanları konularında araştırmalar yapabilirsiniz! Sosyal medya ağlarındaki profillerinizi güçlendirebilir, benzer durumdaki kişilerin neler yaptıklarını bloglarda yazdıkları deneyimlerinden öğrenebilirsiniz.
  • Bu sebeple, özgüvenin düşmesine izin vermeyerek, hak-hukuk ve sorumluluklarınızı ihmal etmeden savaşmaya hazır olun!
Mobbing karşısında ne yapalım?

2000 yılından itibaren farklı sektör, deneyim alanı, pozisyon ve kültürlerden danışanlarla yaptığım danışmanlık, ve eğitim çalışmaları gerçekleştirdim. Savaşma niyeti olup ‘mobbing’in ağır etkilerini üzerlerinden atmak isteyenler veya işyeri/kurum içerisinde mobbingin ortadan kaldırılması ve çalışanların stresini azaltıp iş verimini arttırmak isteyen yöneticilerle yaptığım çalışmalarda iki-taraflı iyi niyetin ve saygınlığa gösterilen özenin çok önemli panzehir olduğunu gözlemledim.

Lütfen, depresyondan kurtulun ve “Birşey değişmez!”demeyin! Savaşın!

Deniz Doğruöz

Ataşehir Psikolog

9 Ağustos 2017

Anne – Çocuk İlişkilerinde Suçluluk: ‘Vadesi Geçmiş Borç’luluk Hissi

“Suçluluk” ilişkileri hedeflediğimiz arzuladığımız şekilde yürütemediğimizde ortaya çıkan bir duygudur. Anne-çocuk ilişkilerinde de çocuğumuzla kurulan ilişkide “şöyle davranırım, ideal anne şöyle olur, sevgi şöyle böyle olmalı!” gibi tanımlamalar yaparız. Bu tanımların dışında bir hayatı yaşadığımızda gölge gibi bize “suçluluk duygusu” eşlik etmeye başlar.

Anne-Çocuk ilişkilerinde ve genel olarak diğer sosyal ilişkilerinde suçluluk hissi, devamlı borçlu durumda olan ve birinin diğerinden daha fazla çaba harcadığı, hizmet ettiği bir ilişki biçimi oluşturur. Sevilebilir olmak, kendini ispat etmek, çalışmak, gelişmek, ilişkilerdeki karşılıklılık, alma-verme dengesi ve dayanışma gibi gelişimin sağlıklı zemin özelliklerini çürüten “suçluluk duygusu”, ebeveyn-çocuk ilişkilerinin de sağlıklı yürümesini engeller.

Çalışan Anne Olmak!

İş yaşamının mücadelesi içerisinde iş insanı olarak varlık sürdürüp hayat deneyimizi ve donanımınızı kullandığınız bir alanınızın olması ruhsal sağlık açısından çok önemlidir. Enerjinizi işe dönüştürürsünüz. Ancak, iş insanı kimliğinizin yanında olan anne kimliği de işyerinde zihninizin arkasında işlemeye devam eder. Gölge gibi sizin yakınınızdadır. Eve dönerken, çocuğunuzla ilişkilerinizle ilgili hedefleriniz, yapmak istedikleriniz zihninizden geçer.  Okuduğunuz bir kitap, size hoş gelen iletişim uzmanları, psikologlardan veya profesörlerden orada burada duyduğunuz güzel ilişki ve iletişim yöntemleri gelir aklınıza ve uygulamaya karar verirsiniz.

Ancak annenin ruhunu iyi gözlemlemiş çocuğunuz, sizin içinde bulunduğunuz durumu algılar ve sizin suçluluk hissinizin kokusunu aldığında gerekli metot ve yöntemleri kullanarak bu durumu rahatı ve konforunu tesis edecek şekilde avantaja çevirir.

Bu durum, küçük yaşlarda isteklerini yaptırtmak için huysuzluk, istediğinizi yapmama, aşırı talepkarlık, sınırlara kurallara uymamak, tuvalet eğitiminde zorluk, beslenme düzensizlikleri ve aşırı ilgi isteği şeklinde çocuğunuzda kendini gösterir.  Yaşı biraz büyüdüğünde, okuldaki sorumlulukları aksatmak, sizi zorlayacak olan istediklerini aldırtmak, kurallara uymamak ve dilinizde tüy bitmesi hissi; ergenlik çağına girdiğinde ise bağırış çağırışla suçlama ile eşlik eden öfke patlamaları, küfretmek, okula gitmemek, kurallara uymamak, sorumluluk almamak, çıkarcı ilişki, sizinle iletişim kurmamak gibi yorucu durumlar yaşanır.

Bunlara sabırla tahammül etmek fazla mümkün olmadığı için de çaresiz kalıp “Off, yeter ki şu gerginliği bari sonlandırayım!” diyerek çocuğunuzun isteklerini yapar duruma geçebilirsiniz. Pişmanlık, sizin beklediğinizin olmadığı, bir şeyleri eksik, hatalı yaptığınız hisleri sizi sarar ve borçluluk hissi ile sizin borçlandığınız çocuğunuzun hep alacaklı olduğu bir tavizkar ilişki zemini oluşur ve ebeveyn işlevinize zarar verir.

Çocuğunuzu yaşı ne olursa olsun, ilişkideki borç-alacak dengelerini doğru oturtabilmek için suçluluk duygularını gözden geçirmek çocuğunuzun sağlıklı gelişimi ve sizin ruh sağlığınız açısından önemlidir. Aile içindeki destek ilişkileri, yani karı-kocanın birbirine çocukla ilişkide işbirliği, aile içi ilişki ekonomisi doğru idare etmek demektir. Bu doğrultuda, çocuğunuza olan borçlarınızı yapılandırarak kapatmanız mümkün olabilir. Borçlu olmadığınız ilişkiler yaşamanız dileğiyle…

 

Psikolog Deniz DOĞRUÖZ

Ergen, Yetişkin ve Aile-Çift Terapisti

Anne Çocuk İlişkilerine “3.Göz ile” Bakmak: Anne-Bebek İlişkisi

Anne Çocuk ilişkisi bir insanoğlunun en derin, en şekillendirici, en iz-bırakan ve uzun süren yolculuğudur. Bebek, Çocuk, Ergen, Yaşlı her dönemimizde kadın ve erkek olarak bize etki eder ve ilişkilerimizi şekillendirir. Bu yazımda, bir psikolog olarak 17 yıla yakın bir süredir terapi, danışmanlık ve eğitim çalışmalarımda erken dönem anne-çocuk ilişkilerine ait gözlemlerimi sizlere anne ve baba olarak fikir vermesi için paylaşacağım.

İlk durak olan “Bebeklik Dönemi”, anne-bebek ilişkisinin bir aşk ilişkisi gibi olduğu dönemi kapsar. Anne için bebek, bebek için anne değerli ve özeldir. Birdirler. Birbirlerine baktıklarında aynaya bakar ve güzel bir görüntü görmüş gibi diğerini değerli hissettirirler. Anne bu dönemde bebeğinin ihtiyaçlarını karşılarken onun anlarına verdiği ilgi özen, bebeğin psikolojik büyüme basamaklarını yürümesini kolaylaştırır.

Annenin, bebeğinin düzeyine inebilmesi, hissedebilmesi, bu aşkı huzurla yaşayıp yaşatabilmesi için bu dönemde yakınında bulunan eş, annesi ve diğer yakınlarının desteği, annenin bebeğine konsantrasyonuna etki eder. Ancak, eş desteği bu noktada daha belirleyicidir.

Ergenlik terapisi, yetişkin terapisi ve çift terapisi çalışmalarımda bu konunun psikolojik sağlık açısından önemli olduğunu gözlemlemekteyim.

Eş veya bebeğin babasının da bir düzeyde bebek büyüten eşine “annelik” yapması büyük bir ihtiyaçtır. Erkekler, çocukları doğduğunda bazen ne yapacaklarını bilmedikleri bazen de bebeğin doğumuyla annenin artan ihtiyaçları karşılamakta zorlandıkları için ya öfkeli bir hale gelir ya da bu ilişkiden tamamen kopar ve kaçarlar. Asıl işlevleri olan evlilik, aile ve eşlerinin ihtiyaç ve sorumluluklarını almakta zorlandıkları için kendilerine uygun mantıklı gerekçeler bulurlar… Hayatı zorlaştıran öfke patlamaları ve psikolojik oyunlar günlük hayatın olmazsa olmazı olur. Keyifli anlarımızı bile bozabilir.

Gelecekte, sevgi kapasitesi taşıyan, öfkesini yönetebilen, kendi kendine “annelik” yapıp anlamsız bağımlılıklar yaşamayacak ve sevgisini azaltacak ilişkilerin tuzağına takılmayacak insanı büyütebilmek için anne- bebek ilişkisindeki bu aşk kıymetlidir. Bu aşk ilişkisinin kurulması, desteklenmesi, gerektiğinde kesilmesi ve dönüşmesini sağlayacak kişi de “BABA”dır.  Çocukluk, Ergenlik, Yetişkin ve Yaşlılık dönemine kadar etkileyecek olan bu aşkı, bağı ve ilişki ağlarını gözden geçirip ve değerlendirmek günlük yaşamımızı olumlu etki edebilir.

“Terapi Etkisi” isimli sosyal medya hesabımda, hayatınıza dokunacak paylaşımlarla günlük hayatınızda düşünme, hayal etme, özgürleşme serüveninize eşlik edecek. Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle…

 

Psikolog Deniz DOĞRUÖZ

Ergen, Yetişkin ve Aile – Çift Terapisti

Online Terapi Nedir? Nasıl Yapılır?

Online terapi, psikoterapi hizmeti almak isteyen veya devam eden terapisini sürdürmek isteyen danışan ile psikolojik destek ve danışmanlık sunan meslek profesyonellerinin çalışma şeklidir. Online terapi, psikolog ve danışanın aynı mekanda bulunamama durumunda gerçekleştirilebilir. Online Terapi: E-terapi, sanal psikoterapi, online psikoterapi, uzaktan terapi gibi isimlerle de anılmaktadır. Sohbet dışında, profesyonel bir çalışmanın mekânsal olarak yapılamadığı durumlarda internet ortamında yapılmasıdır. Fayda/zarar analizi, uygunluk tespiti yapılarak uygulanır.

İstanbul Ataşehir’de, terapi hizmeti verdiğimiz danışanlarımıza uzmanlık alanlarımız ile ilgili online terapi veya bir diğer adıyla online psikoterapi hizmeti sunmaktayız.

Online Terapi nasıl yapılır?

Online terapi, acil müdahale ve kriz yönetimi gerektiren durumlar dışında terapist ile danışan arasında psikoterapinin etik yaklaşımlarına uygun şekilde yapılır. Terapi için uygunluk durumu değerlendirmesi sonrası gerçek bir psikoterapi seansı nasılsa ona uygun olarak uygulanır. Psikolog ve danışan, uygun mekan ve gizlilik prensiplerine eşliğinde güvenli online iletişim akışı sağlayarak seansları randevulaşarak gerçekleştirirler.

Online görüşmeleri merkezimizdeki terapi odalarında yapmaktayız. Danışan olarak sizin online görüşme yapacağınız yer ise, iş yeri veya evinizde yalnız olduğunuz ve rahat edebileceğiniz herhangi bir oda olabilir. Ancak mutlaka bu odada bazı düzenlemeler yapmanız gerekmektedir.

  • Sessizlik ve Yeterince Aydınlık: Odada müzik, tv, telefon ve diğer cihazların kapalı olması ve yeterince aydınlık olmasına dikkat edin.
  • Mahremiyet/Gizlilik ve Giyim Şekli: Konuşmaların diğer odalardan duyulmaması, başkaları tarafından dinlenmemesi için gerekli düzenlemeleri yapmak ve eğer mümkünse evde yalnız olduğunuz bir zamanda randevu almaya çalışın. Giyim şekli mutlaka dışarı çıktığınızda kullandığınız uygunlukta bir kıyafet olmalıdır.
  • Bölünme ve Kesinti Olmaması:İnternet bağlantısının güçlü olan bir yerden iletişim akışını sağlayın! Görüşme sırasında odaya girip çıkan birilerinin olmaması, görüşmeyi bölebilecek olayların yaşanmaması için gerekli önlemleri alın! Seans sırasında Cep telefonunuzu acil bir durumun takibi dışında sessize almanızı özellikle rica ediyoruz

Online terapide, “Skype” programını indirerek kullanmanızı tavsiye ediyoruz. Asistanımızdan bağlantı konusunda gerekli desteği alabilirsiniz.

Online terapi başvuru için verdiğiniz bilgiler gizli tutulur, kimseyle paylaşılmaz. Görüşmelerin sesli ya da görüntülü kaydının iki tarafın da rızası olarak alınması etik ve yasal olarak uygun değildir.  Psikoterapinin herhangi bir aşamasında, online-görüşmenin sizin yaşadığınız duruma uygun olmadığı ve/veya faydalı olamayacağı görülürse bu durum konuşularak hizmet karşılıklı olarak sonlandırılabilir.

Profesyonel psikoterapi ilişkisinin gerektirdiği ve yukarıda bahsi geçen koşullar sağlanamadığı takdirde hizmet sona erdirilir.

İstanbul Ataşehir’de psikoterapi hizmeti sunduğumuz merkezimizi arayarak online terapi ile ilgili detaylı bilgi alabilirsiniz.

Evlilik Terapisi Nedir?

Evlilik Terapisi, evlilik içi ilişkilerin artık günlük hayatı olumsuz etkilediği bir noktada başvurulan profesyonel bir çalışmadır. Bu yazıda, “Evlilik Terapisi Nedir?” sorusunun cevabını birlikte bulacağız.

Evlilik Terapisi Nedir?

Evlilik Terapisi, daha önce evlilik içinde fark edilen ama çözülmemiş sorunların çiftin sistemli bir çalışma ile aile danışmanı, evlilik terapisti aracılığıyla çözme sürecidir.

İlişkileri üzerinde çalışmaya karar verip yeterli çaba gösterildiği takdirde çiftler evliliklerini yeniden tatminkar hale getirebilir veya ilişkilerinde ayrılma gerekiyorsa doğru karar alıp birbirlerini olumsuz etkilemeden hayatlarını sürdürebilirler.

Evlilik Terapisi

Evlilik; sorumluluklar almak, birbirinin saygınlığına zarar vermeden tartışabilmek, yaşam seyri içindeki problemleri etkin çözebilmek/yönetebilmek, farklılıkları kabul edebilmek ve birbirlerine olan sevgi ve saygıyı koruyabilmek gibi bazı beceriler gerektirir.

Yukarıda bahsettiğim konularda aksama olduğu zaman maalesef günlük hayat işleyişini bozacak kadar psikolojik başka sorunlar da üremeye ve ilişkilere kalıcı zarar veren bir gidişat oluşturmaya başlar. Uyuyamamak, keyifsizlik, iştahsızlık veya aşırı yemek, sevdikleriyle dahi ilişki kuramamak, iş yaşamında üretememek veya bazen denetleyemeyeceğimiz kadar öfke patlamaları hayatımıza dahil olur.  İşte tam da bu sırada, evlilik ilişkisi psikolojik oyuna dönüşerek tarafların daha haklı ve daha güçlü olmaya çalıştıkları bir savaş halini alır.  Stratejiler oluşmaya ve çatışma çözümü için aşağıdaki yöntemler gelişir:

  1. “Ben Kazanacağım, o kaybedecek! Bu yüzden onun her açığı/olumsuz yönünü bulmalı ve saldırmalıyım!” Hücüm ET!
  2. “Ne yaparsam yapayım, onun karşısında kazanma şansım yok! Bu yüzden susup, sorun yokmuş gibi davranacağım!” Hasıraltı ET!
  3. “Başka sorunum da vardı. Ona haksızlık ettim! Ben Hep hatalıyım! Ne hakkım varki, ona bunu yapmaya!” Kendinle kavga ET!
  4. “Ben de o da hatalı ama uygun zamanda konuşup bu konuda çözüm oluşturabiliriz!” Adaletli OL, Çözüm BUL ve Sabr-ET!

Evlilik terapisi, çatışmayı çözmez veya ortadan kaldırmaz!  Eşlerin çatışma konularında 1,2 ve 3 nolu stratejiler yerine 4 nolu stratejiyi kullanmaları konusunda çiftler arasında ilişki kültürünü oluşturur.  Böylece ilişki geleceğinde olması muhtemel diğer çatışma konularında evli çiftlere yardım sağlar.

Evlilik Terapisi

İstanbul Anadolu Yakası Ataşehir’de psikolog olarak çiftlerle yaptığım evlilik terapisi çalışmalarımda özellikle aşağıdaki sorunların üzerinde etkin çalışıldığında eşlere yardımcı olduğunu gözlemlediğimi sizlerle paylaşabilirim.

Evlilikte Sorunlar

– Birbirine zaman ayır(a)mamak, konuş(a)mamak, anlaşıl(a)mamak,

– Çocuklarla ilişkilerde sorumluluk al(a)mamak, ilgisiz kalmak, suçlayıcı olmak,

– Cinsel ilişkilerin azalması, canlılığını yitirmesi, ve birbirine dokun(a)mamak,

– Boşanma konusunda gündem yaratılması, sorunların çözümsüz kalması,

– Gündelik yaşama ait her konunun eski problemleri hatırlatarak suçlamaya dönüşmesi, çatışmanın etkili çözüme kavuşmamaması.

Bu durumlarda, evlilik terapisinde özellikle çiftlerin ihtiyaçlarına, önceliklerine göre

  • İletişimlerini güçlendirme,
  • Çatışma çözümü,
  • Cinsel yaşam,
  • Sorumlulukların düzenlenmesi,
  • Ebeveyn-çocuk ilişkilerinim düzenlenmesi

konularında terapi çalışması düzenleyerek sorunların çözümü için birlikte yol katetmek ve evliliğin mutsuzluk üretmeyecek hale gelmesi mümkün olabiliyor.

 

 

 

 

 

 

İnternet Bağımlısı Ergenlere Nasıl Yaklaşılmalı?

İnternet bağımlısı ergenlere nasıl yaklaşılmalı üzerine bu yazımda da özellikle bilgisayar, telefon, oyun ve  farklı internet kanalları ile ergenlerin iletişimini bu yazımda anlatmak istedim. Sizlerle daha önceki yazımda Ergenlerde Bilgisayar, Oyun ve İnternet Bağımlılığı hakkında görüşlerimi paylaşmıştım, dilerseniz linkten o yazımı da okuyabilirsiniz.

İnternet Bağımlısı Ergenlere Nasıl Yaklaşılmalı?

  • İnternet ve bilgisayar bağımlılığında bağımlı olunan aygıtı ortadan kaldırmak veya tümüyle yasaklamak mümkün değildir. Bu nedenle, hedef bilgisayar kullanımını kontrol altında tutmak olmalıdır.
  • Ebeveynlerin ergen çocuklarında sadece sorun üstüne odaklanması, olumsuz davranışları üzerinden dikkat çeken genci güç çatışmasına sokarak bu davranış biçimini kuvvetlenerek sürdürmesine sebep olur. Sorun olmayan olumlu konuların da konuşulabilir olması önemlidir. Bunun için ergen anne babalarının kendilerini kontrol altına alması gerekir.
İnternet bağımlısı ergenlere nasıl yaklaşılmalı?
  • İnternet bağımlısı ergenlere kural konulurken mutlaka onların fikrinin alınması da önemlidir. Ergenlik çağı kimlik oluşumu sürecinin parçası olarak gençlerin alanlarına saygı duymak ilişkilerinizi kuvvetlendirir. Bilgisayarla ilgili kural koyacaksanız, öncelikle iyi bir pazarlık yapılmalıdır. “Ne kadar süre bilgisayar başında kalınmalı?” sorusu tartışmaya açılmalı, dediğim dedik ebeveyn tutumundan uzak durulmalıdır. Kaybedenin olmadığı bir ilişki stratejisi hedeflenmelidir. Ortak bir noktada buluşun.
  • Dikkat edilmesi gereken nokta, kuralların uygulanabilir olmasıdır. Bilgisayardaki tutkusuna göre kurallar konmalıdır. Birçok oyun 3-4 saat oynandıktan sonra kazanılabilmektedir. Onun yerine haftalık bir saat konabilir. Örneğin haftada 16 saat denebilir. Bu süreyi ister her gün parça, parça kullanır, isterse bir cumartesi gecesi tümünü harcayabilir. Böylece konan kurallar, uygulanabilir olur ve genç bunlara uyabilir. İnternet bağımlısı ergenlere baktığınızda “takıldığı” sosyal medya ise, bu durumda günlük süre koymak daha doğrudur. Önemli olan sürenin miktarı değil, sürenin kontrol altına alınabilmesidir.
  • Peki, evde bilgisayarı kontrol altına aldık ama “Eve gelmezse, o zaman daha kötü olmaz mı?”. Bu sorunun cevabı internet ve bilgisayar bağımlılığının tedavisi içinde gizli değil. Eğer çocuk bu sözleşmelerden kaçıyor ve internet kafeyi eve tercih ediyorsa, o zaman aile içinde başka ve ciddi sorunlar var demektir. Bilgisayar bağımlılığı bir sorun değil, sadece bir belirtidir. Aile içi ilişkilerle ve ergenlerle ilgili çalışan bir psikolog veya psikolojik danışmandan destek almanız tavsiye edilir.
  • Önemli olan davranışı kontrol etmek ve gencin davranışlarını yönetebilmeyi öğrenmesidir. Bazı ebeveynler sıklıkla bilgisayarı söküp almak, dolaba kilitlemek veya işyerine götürmek gibi davranışlarda bulunabilirler. Ancak o bilgisayar bir süre sonra tekrar eve döner. Çünkü bilgisayar kullanımı çocuk içinde bir şart haline gelmiştir. Bu nedenle uygulayamayacağınız kararlar almanız doğru olmaz.
  • Okul başarısı için bilgisayar yasak demek yerine, “eğer notların düşerse bilgisayar kullanımını kısıtlayacağım” demek çok daha iyi sonuçlar verebilmektedir. Okul başarısı iyi olursa zaten bilgisayar kullanımını kontrol altına almış demektir.

 

Sizinle işinize yarayacağını düşündüğüm bu bilgileri paylaşarak, bazen ufak davranış değişikleri ile çözüme ulaşmanın mümkün olabileceğini göstermek istedim. İstanbul Ataşehir’de Anadolu yakasında CK Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nde Psikolog olarak hem ergenlere yönelik bireysel hem de yetişkin terapisti olarak sunduğum hizmetlerle ilgili detaylı bilgi için iletişime geçebilirsiniz.

Sınav Kaygısı ile Başa Çıkma, Başarı için Öğrenci ve Ailelere Öneriler

Sınav Kaygısını Nasıl Aşalım? Sınav Kaygısı konusundaki bu yazıyı, önemli sınavların hayatımıza girdiği …

Kadınların ve Erkeklerin Aldatma Psikolojisi

Kadınların ve erkeklerin aldatma psikolojisi, başa gelen, yakınlarımızın yaşadığı veya sinema, dizi ve sanat eserlerinden …

Okula Gitmek Istemeyen Ergen ve Çocuklar

Okula gitmek istemeyen ergen ve çocuklar, hayatınızın gerginlik yaratan yeni konusu olmaya başladıysa bu yazı size …